14 Aralık 2016 Çarşamba

PİS KOKAN BİR AŞK...


PİS KOKAN BİR AŞK...


Bir yanda; Avrupa’nın ortasında uygar bir kentte, uygar insanlar arasında dili, dini ve kültürü farklı olduğu için yabancı konumuna düşen daha doğrusu düşürülen, dışlanan, ötekileştirilen Tarık’ın bu insanlara sorduğu soru: "Neyi seversiniz siz? Arabalarınızı seversiniz, köpeklerinizi seversiniz, ha bir de biralarınızı yudumlamayı seversiniz." Diğer yanda; yine aynı Tarık’ın kendisini tutkulu bir aşkla seven, çevre baskısına karşı onu kanatları altına alan Katrin, zaman zaman ilkellik boyutuna varabilecek zaafları yüzünden pis kokan bir aşk yaşatan olaylar örgüsü...
Devlet Tiyatroları ekolünden bir muhteşem oyun daha;  Soğuk Bir Berlin Gecesi ; insanı hem düşündüren aynı anda duygulandıran hatta ve hatta hissedilen duygularda kuşku yaratan bir oyun.Hayattaki yerinizi sorgulatan anekdotlarıyla ve kendinizden ufacıkta olsa bir iz bulabileceğiniz oyuncularıyla , insana karakter çözümlemesi yaptıran sinema tadında soluksuz izlenecek sahneler içeriyor.
İki saat beş dakika süren oyunun karakterleri başta olay örgüsünün etrafında döndüğü Tarık(Salih Bayraktar), Almanya'da delicesine sevdiği kadın Katrin(Bahar Işık) ,Katrin'nin annesi Gerda(Senem Şahin) , kardeşi Peter(Gökhan Tüzün) ve   arkadaşı Olaf(Sedat Mayadağ)
Oyunda kadın erkek ilişkisine iki taraftan da bakıldığı görülebilmektedir. Erkekler için özellikle kıskançlık konusunda haklı oldukları düşüncesi kimi zaman ön plana çıkabilse de yine de kendilerini her şeye rağmen iyice sorgulamaları, nerede durması gerektiğini bilmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Tabi yabancı bir dünyada insanların diğerlerine karşı olan tutumları yine sorgulanmaktadır.
Hastalıklı bir ilişkinin, kendilerine özgü karakterlerin , akıcı ve gerçekçi bir kurgunun muhteşem oyunculukla birleşmiş hali. Kimi ilişkilerde herkesin başına zaman zaman gelen kareleri tüm cepheleriyle gözler önüne getiren, replikleriyle vurgularıyla çeşitli sorunlara gönderme yapan ve izleyicinin dikkatinin bir an bile dağılmasına izin vermeyen bir oyun bu..
Tarık karakterinin  sanatçı kimliğinden fışkıran histerik halleri sempatik olsa da aslında asıl psikopatların sanatçı ruhlu insanlardan çıktığını gösteriyor bize. Siz ani ve fevri hareket ettiğini düşünürken izledikçe ne kadar planlı işler yaptığına tanık oluyorsunuz. İşte bu gerçek bir psikopat işi diyorsunuz ama kendinizi onu sevmekten alamıyorsunuz.Söylediği sözler , kullandığı replikler aslında çok bizden.
Her sahnesinde nefesinizi tutarak beklediğiniz , beklerken kalp atışlarınızın istemsiz hızlandığını fark ediyorsunuz...
Tarık'ta , tutkulu bir aşkı tadarken aynı zamanda saplantılı duygularınızı keşfediyorsunuz.Katrin'de hem aşık hem de bunalmış bir ilişkiden kurtulmaya çalışan bir kadın oluyorsunuz.Olaf'ta eski bir arkadaşını tüm içtenliğiyle selamlayan bir adamın yanında yasak bir ilişkinin içinde buluyorsunuz kendinizi.Barış Eren'in karakter analizinin beraberinde şapka çıkartılır bir yaratıcılığı olduğu kanısına varıyorsunuz.
Aynı zamanda insanlarına diline kültürüne yabancı bir yerde yaşayan bireyin "Ötekileşmesini"de çarpıcı bir biçimde işliyor.Ötekiler, yabancılar, yalnızlık ve pis kokular üzerine ziyadesiyle tatmin edici bir oyun. Emek,eser. Başta eserin sahibi ve rejisörü Barış Eren olmak üzere saygı ve de sevgilerimi ilettikten sonra Salih Bayraktar 'ın önünde şapka çıkarmayı kendime bir borç bilirim.
Sinan Yardımedici'yi başarılı sahne dekorundan dolayı kutlamak lazım.Oyun esnasında arada sırada kopup sadece dekoru incelemeye dalıyorsunuz.Dekorda yer alan fotoğrafların nerede çekilmiş olabileceğine dair tahminler yürütmeye çalışıyorsunuz.Oyundan sonra "bu dekoru alıyım ben eve götüreyim, içinde yaşayayım" önerisinde bulunma hissi uyandırıyor sizde.

Sinema mı? Tiyatro mu? 
Bu soruyu soruyorsanız kendinize bir de Soğuk Bir Berlin Gecesi'ni izledikten sonra tekrar düşünün isterim...


SEZGİ BAĞCI







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder