2 Ocak 2017 Pazartesi

Gerontoloji hakkında çok şey

Akdeniz Üniversitesi gerontoloji bölüm başkanı Doç.Dr Özgür Arun ile gerontoloji nedir, ne değildir, gerek fakülte özelinde yapılan çalışmaları, gerek Türkiye’de gerontoloji biliminin  ne durumda olduğunu konuştuk. İşte gerontoloji hakkında kapsamlı söyleşimiz...

Öncelikle bilmeyen okurlarımız için Gerontoloji nedir? Bizleri kısaca bilgilendirir misiniz ?
Gerontoloji Türkiye için çok yeni ama dünyada 100 yılı aşkındır kullanılan bir disiplin.Türkiye’ de son 10 yıldır yoğunlaştı bölümümüz. Gerontoloji kısaca yaşlanma sürecinde yer alan bireylerin  içinde bulundukları tüm durumları ve diğer yaş dönemlerini kapsamakda olan bir disiplin. Gerontolji dediğimiz de basitçe yaşlının sorununu konuşan kimseden bahsetmiyoruz çok daha kapsamlı bir araştırmadan söz ediyoruz. Bu bakımdan gerontolji, toplmun tüm kesimlerine gönderme yapan bir bilim dalı.
Türkiye de açılan ilk Gerontoloji bölümü araştırmalarıma göre burası, biraz kuruluş hikaseyisinden bahseder misiniz?
Ben aslen sosyolloğum, ODTÜ sosyoloji bölümü mezunuyum. 2004 yılından beri yaşlılık ve yaşlanma çalışıyorum, gerontololji ise Türkiye’de yapmış olduğum çalışmalar sonucu karşılaştım, kırsal kesimde çalışmalarımızı yaparken “yaşlılar” bizleri çağırdı. Bir yaşlı niye bizle hiç konuşmuyorsun soru sormuyorsun dedi. Saha da yaşlılarla karşılaştık yani, bizim yönelimimiz bulguya dayalı oldu diyebiliriz. Moda olduğu için veya bir akım olduğu için gerçekleşmedi .

Biraz daha fakültenize yoğunlaşmak istiyorum. Yapmış olduğunuz çalışmalarınız neler ? Somut olarak gerontologlar ne yapıyorlar ?
Çok sayıda araştırma yapıyoruz, gerek yerel, gerek diğer meslek grupları disiplinlerle çalışmalar yapıyoruz ama aynı zamanda uluslararası çalışmalar yapıyoruz. Bunların bir kısmı ise araştırma çalışmaları. Bunların bazıları Gökbük yaşlılık araştırması, bir diğeri kentte odaklandığımız Antalya yaşlılık araştırması ve bunun dışında kırılgan gruplarla çalışmalar yapıyoruz. Kırsal alan bizim için çok önemli çünkü kırda yaşıyan kesim çok kırılgan bir kesim, hizmetlere ulaşamayan ama kentin, devletin mekanizmalarınında görmediği, uzakta olan onun için çok risk altında olan bir kesim. Bu noktada gökbük projesi çok önemli burada mimari çalışmalar yapıyoruz, hekimlerle, tarihçilerle, iletişimcilerle  birlikte çalışmalar yapıyoruz, etnografik çalışmalar yapıyoruz dolayısıyla birçok farklı disiplinde çalışan meslek grubunu bir araya getirip birbirleriyle temas etmesi için çalışıyoruz. Gökbük köyünde yaptığımız “diş taraması” köydeki nüfusun bilinçlenmesi için yaptık, yine tıp fakültesiyle köyün kan ve şeker değerlerini araştırdık ve bu alanda destek sunmaya çalıştık.Valilik, kaymakamlıklarla belediyelerle birlikte de çalışıyoruz. Bu bakımda kamuyla birlikte çalıştığımız söylenebilir.
Öte yandan Antalya’da her üç senede bir yaşlılık araştırması yapıyoruz, çok önemli bilgiler kaydettik, bu bağlamda önümüzdeki dönemde şöyle bir amacımız var: yerel yönetimlerin halka nasıl hizmet sunacaklarını tespit etmek, Belediyelerin hedef kitlelerini tanımlanmaları noktasında önemli bulgular elde etmeyi amaçlıyoruz.
Çalışmalardan, bilim dalından bahsettik. Peki Gerontoloji bölümünün iş imkanları ne durumda, nerelerde iş bulabilirler gerontologlar ?
Alana yeni giren bir meslekden bahsediyoruz veya  gerontololji masterı, doktorası yapacak olan farklı disiplinlerden bahsediyoruz. Bu dönemde yeni bir meslek grubunu alana sokmamız gerekiyor. Onun için yasaları değiştirimemiz gerekiyor, yönetmelikleri değiştirmemiz gerekiyor, fiili olarak alanda bulunmamız gerekiyor. Bu da önemli bir rol üstlenmemizi gerektiriyor, bu noktada aktivist olmalıyız. Sosyal bilimlerde ilk defa bir meslek grubunun meslek tanımını yaptık. Üç senedir bunun üzerinde çalışıyoruz, umuyorum 2016’nın yaz aylarında biz bunu nihai sonuca ulaştırıp komisyona girmesini sağlayarak yasalaştıracağız.
Gelecek vaat ediyormu yani ?
Bu bir ilk adım diyebiliriz, bu meslek tanımı demek aslında imza yetkisi demek. Sadece kağıt üzerinde değişiklik yapılması yeterli değil aynı zamanda fiili olarak alana inmemiz gerekiyor. Dolaysıyla yasaları değiştimenin yanıdan çok sayıda yetişmiş gerontologla alana çıkmamız gerekiyor bu alan sadece bakım değil finans alanında da,  yerel yönetimlerde, kamu sektöründe  yani insanın olduğu her yer de gerontoloğa ihityaç var. Ama bizim kontejyan sayımız 36 ile sınırlı! Bu kesinlikle Türkiye için yeterli değil.
Türkiye’nin durumunu konuşmakda fayda var diye düşünüyorum, politikacılar tarafından ülkemizin çok genç, dinamik bir nüfus olduğu söyleniyor, bu tablo ne kadar gerçekçi ?
Türkiye bugün dünyanın en hızlı yaşlanan ülkesi , biz Fransa’nın 115 yılda geçirdiği süreci 15 yıl içerisinde geçireceğiz. Şu anda bu sürecin içinden geçiyoruz. Bilim camiasının bunun farkında olması lazım.Yani Türkiye nüfusunun çok genç dinamik olduğu gerçekliği yansıtmıyor. 2023 tarihi aslında bizim için çok önemli, yetişkin ekonomik olarak aktif nüfusun tepe noktasını göreceğiz. Bu nüfusu iyi değerlendiremessek bizler için çok büyük sıkıntı olacak. Türkiye ne yazık ki çok çabuk yaşlanıyor ve  buna hazırlanmıyor. Yaşlılık ve yaşlanmaya hazırlanmamak malesef büyük bir sorun .
Yani burdan Türkiye’nin bir yaşlılık politikası olmadığı sonucunu çıkarabilirmiyiz ?
Evet, ne yazık ki yok. Biz bunu oluşturmaya gayret ediyoruz. Yaşlanma ve yaşlılık politikası dediğimiz çok kapsamlı bir şeyden söz ediyoruz, Türkiye’nin asıl sorunu yaşlanmakda değil, biz zenginleşemeden yaşlanıyoruz. İşte bu tip politikalar tüm toplum kesimini kapsayacak şekilde olmalı ve bir an önce geliştirilmeli.
Son olarak Türkiye somut olarak ne yapmalı ? Yol göstermek amaçlı, nasıl bir yaşlılık polistikası uygulanmalı?
Başlangıç noktası olarak prensipler çok önemli bu bağlamda ilk öncelikle toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaşlılık politikası geliştimemiz gerekiyor. Biz şunu biliyoruz ki yaşalanan kadınlar çok kırılgan bir nüfusu oluşturuyor. İkincisi  agecism ( yaş ayrımcılığı) den sıyrılmamız gerekiyor.Yaş ayrımcılığı cinsiyetçilik ırkçılık gibi çok yaygın bir ayrımcılık türü. Yaş ayrımcılığı tüm kesimlere yönelik olabilir. Ayrımcılık bir başladığında malesef sonu yok bu kapsamda her türlü ayrımcılığa duyarlı olması gerekiyor politikaların. Ve bunların yanında somut olarak  Türkiye Yaşlılık Enstitüsü’nü kurmamız gerekiyor ve bunu hemen yapmalıyız. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 yılında gündemine aldı ve 2016 yılına kadar Türkiye’de kurulması vaad edildi. Sabırla bekliyor, girişimlerde bulunuyoruz. Yaşlanan bir toplumun böyle bir enstitüye çok ihtiyacı var.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder